17 Nisan 2017 Pazartesi

Sylvain Reynard-Kuzgun -The Florentine Serisi 1


Sylvain Reynard-Kuzgun 
Raven zamanını, Rönesans sanatının ince işlerini restore eden Floransa’daki Uffizi Galerisi’nde geçirir. Galerideki meslektaşlarıyla bir partiye katılır ve eve bırakılma fikrini reddeder.  Bu kararının, gelecekte kendisi ve arkadaşları üzerinde oluşturacağı büyük etkilerinin farkında bile değildir.
Bazı kadınlar gecenin ilerleyen saatlerinde Floransa sokaklarında tek başına yürümeyi endişe verici bulabilirler ama Raven’in bu tür korkuları yoktur. Sağ bacağı diğerinden daha kısa ve ayağı, doğal olmayan bir açıyla dışa doğru kıvrıktır. Güzel olduğu söylenemez.
Gecenin karanlığında evsiz bir dilencinin hırpalanıp dövüldüğünü görünce müdahale etmek ister, saldırganların yeni hedefinin kendisi olacağını bilmeden.  Yırtıcı bir hayvan misali gülümseyen adam onu yakalamalarını emreder. Raven, olabildiğince hızlı ilerlemeye çalışsa da, adamlar geyiğin etrafını saran kurtlar misali ona yetişerek etrafını sararlar.
Masumiyeti çalınmış, vücudu hırpalanmış yarı çıplak bir kadın taş bir duvarın önünde yerde yatarken Prens onu evine getirir.

Cassita Vulneratus…
Raven duyduğu tuhaf sesle uyandığında vücudunda inanılmaz bir değişiklik yaşadığının farkına varır. Aynaya baktığında o eski halinden en ufak bir eser olmadığını görür. Teni yumuşacık ve mükemmel, yara veya dikiş izlerinden eser yok. Göğüsleri daha sıkı ve daha dik. Vücudunun şekli bir kum saati gibi, ince bir beli ve hafifçe dışa çıkıntı oluşturan kalçaları… Parlak ve kuzguni saçları…
Halüsinasyon görmediğinden emin olunca işe gitmeye karar verir.
Uffizi’ye döndüğünde hiç kimse kendisini tanımaz. Kayıp olduğu bir haftalık süreçte Uffizi, tarihindeki en büyük soygunlardan birini yaşamıştır. Paha biçilmez Boticelli tabloları kaybolmuştur.
Polisin baş şüpheli olarak baktığı Raven, suçsuz olduğunu kanıtlamak ve kendisini temize çıkarmak için Floransa’nın en zengin ve gizemli kişisini araştırmaya çalışır.
Aradığı kişiyi bulduğunda bambaşka bir dünyaya ait olduğunun da farkına varır.

Gül
Şapşal bir kız ve ergen bir vampir .
Sibel
Vampir tarihinin açık ara en salak kadın karakteri olabilir Raven.




Gül
Spolier ın dibi …
Canım cicim ve en sevdiğim vampir Vlad Ateş Lanetinde “Sinemada biz vampirleri ya kana susamış seks manyağı olarak ya da melonkolik aseksüel tipler olarak çizerler” diye bir yorumu vardı.Kitaptaki abi  ikisini  birden olmaya çalışıyor,olamıyor.Az buz değil abi 700 yıllık vampir, bir havan bir tavrın olur di mi. Cıkss sanki ergen , ayağını yere vuracak diye bekledim.700 yıldır buradasın aga yapacak ne kadar önemli işlerin varmış ne sinema seyret ne tv in olsun ve salak bir kız tutturunca oturup seyret.
Kız ne kadar mı salak ; abi buna vampir kanı verince bu gayet fit oluyor  yaralarından kurtuluyor.Bizim kız kalkıp doktora gidiyor .Bir sabah uyansanız ve en az 20 kg hafif ve topal ayağınız iyileşmiş olsa bunun bilimle mi alakası olduğunu  mu düşünürsünüz yoksa doğa üstü bir olaya mı bağlarsınız ? 
Adam neredeyse hiç yalan söylemiyor kızın ilk şüphelendiği adamın mafya olduğu , ki adam vampir olduğunu söylediğinde hala adama Baba filmini seyrettirip sen seversin diyor ,basmıyor kafa.Adam kan içiyorum dediğinde bulduğu cevap adamın yamyam olması .Alacakaranlık bile okumamış demek ki. Bilim insanı ya ,yaptığı da tablo restorasyonu ileri tıp falan değil.
GR deki puanına bakınca  insanın beyni duruyor ( Sibel ve benim sayemde sanırım 4 un altına düştü 3,99 ) acaba çeviriden falan mı bu kadar kötüydü diye düşünürken bizim gibi tek yıldız vermiş insanlar olduğunuda gördüm,çünkü aslında çeviri gayet iyiydi ama karakterler var ya karakterler çok kötüydü çok.Hatta başka kitapta sevip bu kitapta ortaya çıkan karakter ( tamam tamam Gabriel) bu kitapta uyuzun tekiydi.


Sibel
Yazarın Gabriel serisini zamanında okuyup beğenmiş biri olarak bu kitabının çıkacağını duyunca heyecan yapmadım desem yalan olur. Kitaba başladığımda ilk sayfalardan beni içine çeker gibi oldu, dedim hah güzel bir şey okuyacağım sanırım.Aklımdan bu düşünce geçtikten birkaç sayfa sonra ise ‘neeee haaaa nasıl yaniiii’ diye resmen kahkahalar atmaya başladım. Arka kapak özetinde de yazdığı gibi kızımızın bacağı sakat,gözleri bozuk,oldukça kilolu ve bakımsız biri.Fakat bir gün bir uyanıyor bu yazdıklarımın hepsi iyileşmiş.Düşünün öyle hafif bir topallık değil çocukluğundan beri süregelen bir sakatlıktan bahsediyoruz.Ve abla bir uyanıyor bacağı sakat değil,neredeyse yarı kiloya düşmüş, görüşü düzelmiş o derece yani.Bunları fark ediyor ve tepkisi ‘heyyy yaşasın artık koşabiliyorum’ oluyor.Şimdi insan buna gülmezse neye güler.Hadi kız süzme salak böyle tepki veriyor diyelim samimi arkadaşları,iş yerinden tanıdıklarına ne demeli.’Kızı tanımakta zorlanıp, Raven ne oldu sana’ falan diyorlar ama ciddi anlamda sorgulayan falan yok.Yavvvv kız hepi topu 1 hafta ortalıktan kayboluyor. Nasıl rahat insansınız hepiniz de bütün bu değişikliklerin 1 haftada olmasını normal karşılıyorsunuz.Eeeee tabi hal böyle olunca ben de makaraları koyveriyorum.Kurgudaki bu absürdlükler bununla kalsa iyi.Tüm hikaye boyunca öyle saçma sapan şeyler oluyor ki bir noktadan sonra artık kahkahalarınıza inanın engel olamıyorsunuz.


Gül’ün yazdıkları dışında bunlar da benim gözüme takılanlardan bazıları =D
*Kız kimlikte yazan gerçek adı olan Jane’i kullanmayıp yerine Raven ismini kullanıyor Floransa’da.Ama diplomasında da Raven yazıyor.Takma isimle diploma mı olur yavv…
*Prens’e soruyor tedavimi nasıl yaptın diye adam önce simya kullandım diyor,bir süre sonra vampir olduğunu söylüyor.Ama kızımız nedense simyaya inanıp vampir olmasına inanamıyor (hatta insan kaçakçılığı,yamyamlık gibi bilimum saçma sapan şeylere bile inanıyor,yeterki vampir olmasın =D ).
*Şimdi kızla arkadaşı Bruno saldırıya uğruyor, Prens kızı olay yerinden kaçırıyor.Sebebi polisler sen yaptın sanır.Ulan saldırganlar Bruno’yu amele sümüğü gibi duvardan duvara sektiriyorlar kızın yaptığını neden düşünsünler kiiiiii…
*Prens nedense sürekli kızın gerçek adı olan Jane’i kullanıyor (Cassita demediği zamanlarda) ,kız da her seferinde benim adım Raven diye düzeltiyor.Sonra bir yerde William kıza Cassita dediği zaman içinden ‘hımmm bak gerçek adımı bile bilmiyor’ diye düşünüyor ki ben o noktada hönkk oluyorum =D
*Birde en güldüğüm sahnelerden biri şimdi bunlar yatıyor,sabah oluyor kızımız uyanıyor.Bakıyor Prens yatakta değil balkon kapısının önünde çıplak durup buna bakıyor.Sonrasında konuşmaya başlıyorlar. Kız yatakta adam balkon kapısının önünde.Ama nedense adam konuşurken ha bire bir önünü bir arkasını dönüyor kıza (popo manzarası sunuyor).Ama fırıldak gibi.Yavvvv bir sabit dur da konuşsana…
Ben bu kitabı neredeyse 15 günde falan bitirdim ve azim ettim yarım bırakmadım zira yazar daha neler saçmalamış diye merak ettim =D

Kitaptan bu karizmada vampirler  beklerken 



Bu karizmaya sahip bir vampirle karşılaşıyorsunuz