1 Ağustos 2016 Pazartesi

Brenda Joyce – Gülün Sözü ( The de Warenne Serisi 2 )


Brenda Joyce – Gülün Sözü
Düşmana esir düşen güzel bir prenses, tehlikenin ortasında arzu ve sevgiyi bulabilir mi? İskoçya'nın asi ruhlu prensesi Mary, Norman işgalciler tarafından, kimliği bilinmeksizin kaçırılmıştır. Güzel olduğu kadar inatçı genç kadın, kim olduğunu düşmana açıklamamakta diretmekte, sadakatinden ödün vermemektedir. Güçlü bir Norman lordu onu kollarına aldığındaysa tutkunun ve umudun gücünü keşfedecektir. Hayatını ülkesine adamış soylu bir savaşçı, mantığına değil, aşka güvenmeyi başarabilir mi? Savaşlarla katılaşmış, cesur şövalye Stephen de Warenne, fethettiği her şeyi kanının son damlasına kadar sahiplenip savunmakta kararlıdır. Buna, ruhunun en gizli özlemlerini uyandıran, altın saçlı esiri de dahildir. Genç savaşçı, Norman ve İskoç topraklarını kasıp kavuran çatışmaların ortasında, aşkın ateşinin savaşınkinden çok daha parlak olduğunu anlamaya başlayacaktır. Yalnız ruhların ve parçalanmış ülkelerin kaderi âşıkların ölümsüz yeminiyle değişebilir mi?

"Kalbinizi esir alacak."
-Johanna Lindsey-


"Brenda Joyce engelsiz tutkular ve ateşli sahneler yaratmakta rakip tanımıyor."
-Romantic Times-

Seri bilgisi ve yurtdışı çıkış tarihleri (Yazarın sitesinden derlenmiştir) :
1 – Gönülçelen – 1990 ( Yorum için tık tık )
      Scandalous Love – 1992 (The Bragg Saga serisinden çıkan bu kitaptaki erkek karakter Hadrian’ın büyükannesi bir de Warenne)
2 – Gülün Sözü – 1993
      The Game – 1994 (Devlin ve Sean O’neil’in büyük büyük büyükbabaları Liam O’neil’in hikayesi)
3 – Bir Avuç Aşk – 1995
      House of Dream – 2000 (çağdaş roman )
4 – Maskeli Balo – 2005
5 – Kaçak Gelin – 2006
6 – Aşka Yelken Açanlar – 2006
7 – Kusursuz Gelin – 2007
8 – Tehlikeli Aşk – 2008
9 – İmkansız Aşk – 2011
10 – Yemin – 2010

Sibel
Sanırım kitabın yarısından sonra yazarın canı sıkılmış ya da kafası karışmış olmalı…
Gül
Kıza sinir oldum.Net .

Sibel
Sevdiğim bir yazarın yeni kitabı çıkınca ayrı bir seviniyorum =) O yüzden bu kitaba da büyük bir hevesle başladım.Ancak daha kitabın yarısına gelmeden bir haller olmaya başladı hikayeye.Özellikle kadın karakterimiz Mary adeta başka birine dönüşmeye başladı.Dedim her halde boğulma travması sırasında bir süre beynine oksijen gitmedi o yüzden bu hale düştü.Ya da yazar hikayeden sıkıldı devam etmesi için başka birisinden rica etti.Zira 200 lü sayfalardan itibaren kitabı ve Mary’nin salaklıklarını okumak iyice bir eziyet halini aldı benim açımdan.Oldukça güzel başlayan hikaye saçma sapan bir şeye dönüşüp tümüyle ‘ayyyyy yeter bitsin artık şu kitap’ dediğim bir hale geldi. Olmadı bu sefer Brenda,hayal kırıklığına uğrattın beni…


Yazarın hikayelerini kurgulamadan önce araştırdığını kitabın sonundaki notundan anlıyoruz anlamasına amaaaaa 1090 lı yıllarda Alnwick – Londra arası atlarla,tahteravanlarla nasıl 2 gün sürebiliyor onu anlayabilmiş değilim (dörtnala değil).Şu anki otoyollarla bile bu iki yer arası bile 5-6 saat sürüyormuş üstelik (yaklaşık 500 km imiş) Haaa bir de Tetley – Londra arası da 2 gün sürdü atla ki Tetley Alnwick’ten çok daha yakın Londra’ya(yaklaşık 300 km imiş).Atla bir günde kaç km yol gidilir bildiğimden değil ama okuduğumuz bir sürü historicalden öğrendik ki çok daha kısa mesafeleri çok daha uzun sürelerde kat ediyorlardı atlarla kahramanlarımız =D Sanırım Branda’nın hikayesindeki atlar kıçtan motorluydu =p  (Haksız da olabilirim bu konuda,emin değilim ama kitabı okurken sıkıldığım için yine farklı şeylere sardım  =D )



Gül
Üstteki arkadaş kitaptan sıkılmış oturup Alnwick –Londra arası kaç saat tutar hesabına girişmiş.Bense beynimi kapayıp gözlerimle okudum zira kız cidden sinir ediciydi.Dönem itibari ile kadınların pek bir değerinin olmadığı zaman ,abla bu kadar cesur olmayı nereden nasıl öğrenmiş ilginç tabii.Bir de söz dinlemeyip kendi kafasına takılması ayrı ilginç.
Ben Brenda ve yazım tarzını sevmediğimden sıkılmış olduğumu düşünmüştüm ,tek sıkılan ben değilmişim kitaptan.