7 Ağustos 2017 Pazartesi

Kim Holden – Çok Daha Fazlası


Kim Holden – Çok Daha Fazlası
“Duygusal zekâsı yüksek bir hikâye.”
Bu hikâye size aşkı, nefreti, neşeyi, öfkeyi, acıyı ve iyileşmeyi en sarsıcı şekilde hissettirecek. 
Aşk çok tuhaftır. Nereden geldiğini anlayamazsınız. Bir mantığı yoktur, bir sistemi yoktur. Bilimsel de değildir. Sadece duygu ve tutkudan ibaret bir şeydir. Oysa duygu ve tutku tehlikeli olabilir. Sevgi ve nefretin çıkış noktası bunlar ne de olsa.
Ben bu ikisinin ustası oldum artık. Gönülsüzce… Yoğun bir deneyimlemeden sonra. İkisini de çok yakından tanıyorum.
Miranda’ya âşık olduğumda her şey çok hızlı gelişti. Gözüm başka hiçbir şeyi görmüyordu.
O, zihnimde ve hayallerimde efsanevi bir mevkiye yükselttiğim kişiydi.
Hayallerle ilgili bir gerçek var ki o da duman gibi, bulanık oldukları.
Düşünce formunda etrafta döner dururlar ve sonra bizim isteyip ihtiyaç duyduğumuzu düşündüğümüz bir şey hâline gelirler.
Miranda da böyleydi. Duman gibi bulanıktı.
Onu istediğimi sanıyordum. Ona ihtiyacım olduğunu…
Zaman geçtikçe gerçek yavaşça açığa çıktı. Zaman hayallerimi ince ince ayrıştırdı ve tıpkı ardında çürümeye yüz tutmuş bir kadavra bırakan bir yırtıcı gibi parçaladı onları.
Gerçek acımasız bir sürtük olabiliyor.
Miranda da öyle.
Ben de hayallere inanan bir aptala dönüşebilirim.
Ve insanlara inanan.
Ve aşka… 

Sibel
Kim Holden’in içine Tarryn Fisher kaçmış gibiydi =P

Gül
Kim Holden’in kafası karışmış gibiydi =P


Sibel
Kim Holden’in okuduğum diğer iki kitabındaki tarzı ile bu kitap oldukça farklı idi.Açıkçası ben yine dram ve ajitasyonu yüksek ağlak bir hikaye beklerken farklı bir tarz ile karşılaştım. Öyle ki özellikle kitabın dörtte üçünde dedim acaba yazara Tarryn Fisher yardım etmiş olabilir mi? Zira özellikle Miranda karakteri  adeta Tarryn Fisher’ın kitaplarından kopup gelmiş gibiydi. O yüzden kitabın yaklaşık %80 i iç sesten oluşmuş olmasına rağmen (iç ses yoğunluğu fazla olan hikayeler beni çok sıkar) sıkılmadan okudum kitabı.Gerçi ilk 60-70 sayfada hikayeye adapte olmakta biraz zorlansam da uykusuz kalma pahasına kitabı elimden bırakmadan okuyup bitirdim.Ancak kitabın son çeyreğinde yazar sanki bu kadar Tarrynlik yeter özüme döneyim,okuyucuları çok kızdırmayayım demiş gibiydi.O yüzden o son kısımlarda özellikle Miranda karakterindeki değişim hiç hoşuma gitmedi.Keşke aynı çizgide kalsaymış çok daha iyi olurdu bence.Haaa bir de Faith ve Hope olayı da benden bir ‘Hadiiii canımmmm’ kazandı =D



Gül
Spolier ciddi miktarda 


Kitabı bitirdiğimden “Hadi canımmmm “dan ziyade “ De gettttt “ demiş olabilirim.Miranda etkeni var çünkü , kitabın başındaki  Miranda ile  kitabın sonundaki Miranda  çelişince tüm kitapta bence havasını kaybediyor. Ama şu var ki bence gerçek hayatta Seamus gibi azizler olmadığı gibi Miranda gibi melaike olan kötü insanlarda yoktur.Loren Miranda'yı terk etmese Miranda düzelmeyecek, hidayete ermeyecek miydi .Sadece Miranda değil Loren'da bir anda Tanrısal ışığı görüp düzelenlerden.Hope ve Faith ile ilgili olarak  kitabı okurken acaba diye düşünmüş sonra “çok uçuk olurdu canım” demiştim.Yazar uçmuş tutabilen yok.Sadece Hope ve Faith arasında olanlar değil,Hope'un Miranda sayesindeki değişimi, Miranda’nın değişimi kadar çarpıcı.